28 Ocak 2020 Salı

Kuran Öğrenmek Ve Öğretmek (Hutbe)

(Sad 67/68) KURAN-I KERİM ÖĞRENMEK VE ÖĞRETMEK

Yüce Allahımız ilk insan Hz. Ademden beri insanları hiçbir zaman başıboş bırakmamış, kendilerini doğru yola çağıran peygamberler ve kitaplarla muhatap kılmıştır. Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v) en son ve en kamil din olan islamı, en son ve en kamil kitap olan Kur'an-ı Kerimle tebliğ etmiştir.

Yüce kitabımız Kur'an hakkında Rabbimiz, "O, elbette değerli bir Kur'andır." buyurarak onun kıymetini açıklamış,Efendimiz(s.a.v) de ’’Muhakkak Allah-u Teala bu Kuran sebebiyle bir takım kavimleri yüksek eder, diğer bir takım kavimleri ise alçak eder.’’ buyurarak kendisine uyulması halinde izzet ve şerefin kazanılacağı yegane kitabın Kur'anı-ı Kerim olduğunu belirtmiştir.

Muhterem Cemaati Müslimin

Her müslümanın Kur'ana karşı sorumlulukları vardır. Her müslüman, namazda kendisisine yetecek kadar Kur'an okumayı bilmek ve her türlü muamelatıyla ilgili Kur'andaki ilahi hükümleri öğrenmek ile mes'uldür.

Bunlardan birincisi yani Kur'an okumayı öğrenmek, sanıldığından çok daha kolay olan bir iştir. Bir kişi kaç yaşında olursa olsun düzenli olarak her gün belli bir vakit ayırmakla çok kısa zamanda Kur'an okumaya başlar. Dolayısıyla "Ben yapamam, vaktim yok" gibi sebeplerle, her harfinin okunuşuna nice ecirlerin verildiği Kur'anı öğrenmekten yüz çevirmek hiçbir müslümana yakışmaz.

Kur'ana karşı diğer bir sorumluluğumuz da ondaki ilahi hükümlere kulak vererek öğrenmek daha sonra da öğrendiklerimizi hayatımıza tatbik etmektir. Günlük hayatımızda her türlü işimizi son derece önemsediğimiz gibi, Rabbimizin Kur'an vasıtasıyla bizlere sunmuş olduğu hayat reçetelerini de en iyi şekilde gözden geçirmemiz lazımdır. O reçetelerde Allah (c.c) imtihan mahalli olan şu dünyada kullarının nasıl davranmaları gerektiğini izah etmiş ve ebedi saadet yurdu olan ahiret hayatını nasıl kazanacaklarını beyan buyurmuştur.

Sevgili Kardeşlerim

Bir düşünelim. Hayatımızın ne kadar kısmı hepimizin boş saydığı işlere ayrılıyor. Hepimiz görüyoruz ki, insanlar istedikleri zaman hem dünyalarına hemde ahiretlerine fayda verecek işlere de vakit ayırabiliyorlar. Öyleyse bizde bu hususta son derece istekli olalım. Rabbimizin kelamını okuyalım ve bizlere ne buyurduğunu öğrenelim. Öğrenmekle de kalmayıp öğrendiklerimizi en yakınlarımıza öğretelim. Zira Peygamberimiz (s.a.v) bu hususta " Sizin en hayırlınız Kur'anı öğrenen ve öğretendir" buyurmuştur. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy " İnmemiştir hele Kur'an bunu hakkıyla bilin. Ne mezarlıklarda okunmak ne de fal bakmak için." derken Anadolu toprağının medarı iftiharı Yunus Emre de " Kim ki Kur'an bilmedi sanki dünyaya gelmedi" diyerek Kur'an ile hemhal olmanın önemine işaret etmişlerdir. Ecdadımız Osmanlı Kur'anı Kerim'i anlamaları ve ona gerektiği gibi tazim etmeleri sebebiyle bu topraklarda destanlar yazmışlardır.

Hutbemi bir ayet mealiyle bitiriyorum. "De ki; Bu Kur'an büyük bir haberdir. Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz."

12 Şubat 2017 Pazar

"Kur'an İslamı" Söylemi Masum Değil

“Kur’ân bize yeter” söylemi… ‘Kur’ân Müslümanlığı’ der bazıları.
Dilimiz de o kadar bozuldu ki! Kur’ân-ı Kerim kendisi için “Mecîd”, “Hakîm” gibi sıfatlar kullanıyor. Tefsir hocalarımız bile “Kur’ân” diyor, “Kur’ân-ı Kerîm” kelimesini kullanmıyor.
Bir tefsir hocasının 8 sayfalık bir yazısını okudum bir kez bile “Kur’ân-ı Kerîm” kelimesi geçmiyor. Bu saygısızlık, edepsiz ifadeler nereye gider?
Müslüman’ın ağzı güzel olmalı.
Biz saygı gösterdiğimiz kadar saygı görürüz.
Ben geçmiş ulemamızın “Allah celle celalüh” ya da “Allahu Teâlâ” demediği lafını duymadım.
Keza “gâle” fiilini Allah Teala ve Rasûlü için “buyurdu” diye Türkçe’ye çevrilmek lazım; “Allahu Teâlâ buyurdu”, “Rasûlüllah buyurdu” gibi…
Müslüman’ın ağızı müeddeb bir ağızdır.
Kur’an bize yeter söylemi
Allahu Teâlâ’nın her birimize emir ve yasaklarını doğrudan indirmeye gücü yetmez miydi? Allah aciz miydi? Asla. Niye, böyle yapmadı da aramızdan seçtiği nebiler aracılığı ile kendi vahyini ulaştırdı?
Ne kadar mükemmel yapıya sahip olsak bile bizler, vahiy akımına dayanacak yapıda değiliz. Peygamberler de doğrudan doğruya vahyi almıyorlar, arada Cebrail aleyhis selam var. Muhatabının kaldırabileceği doza kadar indiriyor.
Buna rağmen vahiy gelme sırasında Peygamber Efendimiz’de gözüken hadiseleri kitaplarımızdan okuyoruz. Peygamberlerin varlığı Allah’ın güçsüzlüğünün veya herkese bir şey bildirme konusundaki kudret noksanlığının delili midir? Asla!
O halde peygamberlerin seçilip gönderilmesi Allah’ın kudretindeki bir eksikliğin işareti değilse, Kur’ân-ı Kerim için de Sünnet bir eksiklik kanıtı/delili değildir.
Eksiklik bizde
“Kurân-ı Kerim’de her şey var.” Elbette var. İlahi taraftan hiçbir yer eksik değil, ama bende eksiklik var.
Kur’ân-ı Kerim’i anlaşılması gerektiği gibi anlamıyorum ki.
Birinin anlatması lâzım. En yetkili kişi de peygamberdir.
Bunu da davranışıyla, sözüyle, yorum yetkisiyle yapar ve sürekli denetimden geçme durumu vardır.
Kur’an-ı Kerim eksik değil ama; “Bize Kur’ân yeter; başka şeye ihtiyacımız yok” demek, bilinç eksikliğinden başka ya da düşmanca düşünceyi saklamaktan başka bir anlama gelmez.
Allah ile Peygamber nasıl kavga etmezse Kur’ân-ı Kerim ile Sünnet de kavga etmez. Ama sünnetin bu pozisyonundan yararlanmak isteyen kötü niyetli insanlar çıkmıştır. Allah, Kur’ân’ı koruyacaktır; sünneti de ümmet koruyacaktır.
Ulemadan bazıları Kur’ân’ın korunması sünnetin de korunmasını iktiza eder derler ki ben de buna kaniyim. En azından ümmete havale etmiştir. Ümmetin uleması sahtekârları teşhir eder.
Uydurma hadis meselesi
Mevzuat edebiyatı, uydurma hadisler ve uydurmacılarla ilgilidir. Ortalığı velveleye vermek isteyenler, işin mahiyetini anlamayanlar etrafta uydurma şu kadar hadis var demiş.
İbn Ebî Evca’ diye bir adam tam asılma esnasında; “Sizin dininizde, fıkha dair tam 4.000 hadis uydurdum” diyor. Hayatı yalancılıkla geçmiş bu adamın en son söylediği bu söz doğru kabul ediliyor. 4.000 hadis; zaten fıkhın temeli bu kadar hadise dayanıyor. O zaman hepsini uydurmuş mu? Hayatında hep yalan söyleyen bu adamın son sözü doğru kabul ediliyor, bu nasıl mantıktır?
Bizim hocalarımız da bunu söylüyor ve kitaplara yazıyorlar. Mevzu hadislerle ilgili birçok kitap yazılmış. Aliyyü’l-Kari’nin “Mevzuatu’l-Kübra”sı var ve 625 söz vardır. Birçoğunu savunuyor ve ‘bunun manası uygundur’, diyor.
En genişi ise Şevkani’nindir. 1579 sözden bahsediliyor.
Hadis diye uydurulmuş sözler konusundaki abartılı ifadeler hakkında ihtiyatlı olmak gerekir.
Kısacası; Sünnetin varlığı, Kur’ân-ı Kerîm için bir eksiklik olarak değerlendirilemez. Tıpkı peygamberlerin varlığı Allah’ın kudretinin eksikliğine delil olmadığı gibi…
Prof. Dr. Orhan Çeker Hocamızın “Anlamadan okumak sevap değil diyenlere” başlıklı yazısını okumak için lütfen buyurunuz. 
Nazif Yılmaz Hocamızın “Kur’an-ı Kerim Ezberlemede Altın Öğütler” yazısını okumak için lütfen buyurunuz. 
Rıfat Oral Hocamızın “Kur’an-ı Kerim’i doğru anlama için öneriler” yazısını okumak için lütfen buyurunuz. 
Prof. Dr. Zekeriya Güler Hocamızın “Hadis ilmi deyip geçmeyin” yazısını okumak için lütfen buyurunuz. 
Dr. Murat Kaya Hocamızın “Sünnet hafife alınamaz” başlıklı yazısını okumak için lütfen buyurunuz. 
Not: Bu yazı Kasım 2014 tarihli Umran dergisinde Abdullah Yıldız imzasıyla yayınlanan “Hadimü’l hadis olma yolunda İsmail Lütfi Çakan” başlıklı mülakattan iktibas edilen bir bölümdür.
Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan/ DinKulturuAtolyesi.com