(Sad 67/68) KURAN-I KERİM ÖĞRENMEK VE ÖĞRETMEK
Yüce Allahımız ilk insan Hz. Ademden beri insanları hiçbir zaman başıboş bırakmamış, kendilerini doğru yola çağıran peygamberler ve kitaplarla muhatap kılmıştır. Peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v) en son ve en kamil din olan islamı, en son ve en kamil kitap olan Kur'an-ı Kerimle tebliğ etmiştir.
Yüce kitabımız Kur'an hakkında Rabbimiz, "O, elbette değerli bir Kur'andır." buyurarak onun kıymetini açıklamış,Efendimiz(s.a.v) de ’’Muhakkak Allah-u Teala bu Kuran sebebiyle bir takım kavimleri yüksek eder, diğer bir takım kavimleri ise alçak eder.’’ buyurarak kendisine uyulması halinde izzet ve şerefin kazanılacağı yegane kitabın Kur'anı-ı Kerim olduğunu belirtmiştir.
Muhterem Cemaati Müslimin
Her müslümanın Kur'ana karşı sorumlulukları vardır. Her müslüman, namazda kendisisine yetecek kadar Kur'an okumayı bilmek ve her türlü muamelatıyla ilgili Kur'andaki ilahi hükümleri öğrenmek ile mes'uldür.
Bunlardan birincisi yani Kur'an okumayı öğrenmek, sanıldığından çok daha kolay olan bir iştir. Bir kişi kaç yaşında olursa olsun düzenli olarak her gün belli bir vakit ayırmakla çok kısa zamanda Kur'an okumaya başlar. Dolayısıyla "Ben yapamam, vaktim yok" gibi sebeplerle, her harfinin okunuşuna nice ecirlerin verildiği Kur'anı öğrenmekten yüz çevirmek hiçbir müslümana yakışmaz.
Kur'ana karşı diğer bir sorumluluğumuz da ondaki ilahi hükümlere kulak vererek öğrenmek daha sonra da öğrendiklerimizi hayatımıza tatbik etmektir. Günlük hayatımızda her türlü işimizi son derece önemsediğimiz gibi, Rabbimizin Kur'an vasıtasıyla bizlere sunmuş olduğu hayat reçetelerini de en iyi şekilde gözden geçirmemiz lazımdır. O reçetelerde Allah (c.c) imtihan mahalli olan şu dünyada kullarının nasıl davranmaları gerektiğini izah etmiş ve ebedi saadet yurdu olan ahiret hayatını nasıl kazanacaklarını beyan buyurmuştur.
Sevgili Kardeşlerim
Bir düşünelim. Hayatımızın ne kadar kısmı hepimizin boş saydığı işlere ayrılıyor. Hepimiz görüyoruz ki, insanlar istedikleri zaman hem dünyalarına hemde ahiretlerine fayda verecek işlere de vakit ayırabiliyorlar. Öyleyse bizde bu hususta son derece istekli olalım. Rabbimizin kelamını okuyalım ve bizlere ne buyurduğunu öğrenelim. Öğrenmekle de kalmayıp öğrendiklerimizi en yakınlarımıza öğretelim. Zira Peygamberimiz (s.a.v) bu hususta " Sizin en hayırlınız Kur'anı öğrenen ve öğretendir" buyurmuştur. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy " İnmemiştir hele Kur'an bunu hakkıyla bilin. Ne mezarlıklarda okunmak ne de fal bakmak için." derken Anadolu toprağının medarı iftiharı Yunus Emre de " Kim ki Kur'an bilmedi sanki dünyaya gelmedi" diyerek Kur'an ile hemhal olmanın önemine işaret etmişlerdir. Ecdadımız Osmanlı Kur'anı Kerim'i anlamaları ve ona gerektiği gibi tazim etmeleri sebebiyle bu topraklarda destanlar yazmışlardır.
Hutbemi bir ayet mealiyle bitiriyorum. "De ki; Bu Kur'an büyük bir haberdir. Siz ise ondan yüz çeviriyorsunuz."
Bir tefsir hocasının 8 sayfalık bir yazısını okudum bir kez bile “Kur’ân-ı Kerîm” kelimesi geçmiyor. Bu saygısızlık, edepsiz ifadeler nereye gider?
Eksiklik bizde
için lütfen 
