Enes Nedim Aslan Değişen Kocaeli
02.01.2009 21:45:54
“İsrail çocuklari oyun oynarken katletti yine…” -Gazeteler-
Çocuklar…En savunmasız, en masum, hesapsız kitapsız yanları hayatın…
Anneleri, en onulmaz acıların ve akla zarar düşüncelerin yumağında, karanlık ve puslu sığınaklarında, tüm bu olup biteni anlamlandırmaya çalısırken, gözyaşlarını var olmanın işaret ve alameti, dışarıda parçalanmış bedenleri vatan için bedel bilirken, “ne kutlu vatanmış ya rabbi” tebessümü bir emanet gibi bir an yüzlerinde, “neredeler nerede” çığlıkları en içlerinde en acıyan bir yerlerinde yükselirken, şehadet hayali, rasülullah müjdesiyle titreyip sonra, kaostan ahenge, bomba gürültüsünden sükunete geçilen bir anda gözlerine değen yavrularının, yırtılan elbiselerinin ucundan sökülen bir iplikle şenlenen çocuklarının her şeyden herkesten kayıtsız oyunları…
Çocukları oynarken katlettiler yine…
Evet benim de kızımı katletselerdi eğer, uyumuyor olsaydı kızım, oyun oynarken katlederlerdi…
Uyumuyorlarsa eğer, oyun oynarlarmış yeryüzünün bütün çocuklari meğer…
Bir kez daha hatırlattınız…
Bir kez daha anladık; eski yıllar gibi, “yeni yıl”da da caniliğinize attınız kutlama fişeklerinizi…
& & &
Ve Huntington öldü…Öngördügünü göremeden öldü…
“Tarihin Sonu” diyerek Fukuyama ile yanılan batı, Harvard’ın esaslı jönü Huntington ile yapmıştı son servisini insanlığa.Batı Medeniyetinin, dünya hakimiyetinin bekası için siyasi karar mekanizmalarının insaf ve izandan uzak hukuksuzluğuna meşruiyet iksiri sunan siyasi teorisyenlerinden son dönem en çok tartışılanıydı Samuel Huntington. (Burada batı, Cemil Meriç’in ifadesiyle sınırları çok da keskin olmayan, coğrafi bölgeden çok kültür tarih ve medeniyet paydaşlığı olarak anlaşilmalı)
1980’ lerde soğuk savaş galibiyetinin sarhoşluğuyla, “Ve tarih bitti, mutlak galip batı…Artık sadece her alanda ulaşilan evrensel değerlerin tüm dünyaya ihracıdır yaşanacak olan. Ne bir sorun ne bir çatisma ne bir itiraz…Başka hiçbir şeye konu olmayacak yeryüzü. Savaşlardan, mücadelelerden, hegomonik çıkar ve kavgalardan ibaretse eğer, iş bu anlamda tarih, yok artık bitti…” dedi biraz da fantastik bir edayla Fukuyama. Ama yanılmıştı…
Foreign Affairs dergisinde 1993 Yazında Medeniyetler Çatışması yazısını kaleme alan Huntington “Tarihin Sonu”nu yalanladı (Tamamladı! İki tez de “batı imparatorluğunun” mutlak hükümranlığı eş amacına matuf) Tarih yeni başlıyordu, 19.yüzyılın nasyonel ulus devletçi, 20.Yüzyılın ideolojik eksenli ekonomik çatışmalarının yerini 21.Yüzyılda dünya haritasında kültürel medeniyet çatışmaları alacaktır. Bu çatışma, başlıca yedi medeniyetin sınırlarında parıldayabilecek küçük kıvılcımların bütün dünyayı saracak bir alev topuna dönüşmesine neden olacak ve artık medeniyetler savaşacaktır. (Huntington’un tezinin ayrıntıları, tutarsızlıkları daha önemlisi niyeti ile ilgili detaylar bu yazının konusu değil, şimdilik..)
O dönemde tanıdım, öğrenciydim henüz . Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezi üstüne tüm dünyada yapılan değerlendirmeler içinde en makul ve isabetlisiydi okuduğum mülakatı.(İzlenim, Ekim 1993 Sayı 10) Dünya siyasi literatürüne kazandırdığı kavramları, perspektif zenginliği vardı. Türkiye’nin konjonktürel konumu ve komşularıyla ilgili kronik sorunlarına dair açılımlarını dillendiriyordu çalışmalarında. İnisiyatif kullanabilen, liderlik rolünün farkında olan ve bölgenin siyasi geleceğinin vazgeçilmez aktörü olarak tanımladığı bir ülkeden bahsediyordu, Prof. Dr. Ahmet DAVUTOĞLU…
Geçtiğimiz günlerde kendisine teşekkürlerini ifade eden birkaç yazarı okudum köşelerinde. Sayın DAVUTOLU’ nun fark edilmesi, takdir edilmesi içten içe gizli bir hazzın dolanımına neden oldu zihnimde. “Medeniyetler Çatismasi” tezine reaksiyon olarak “Medeniyetler Uzlaşması ve İttifakı” paradigması ve bu paradigmanın gereği olarak dünya ve bölge aktörlüğüne soyunmuş “stratejik derinlik” sularında bu gemiyi yüzdürme çabalarının olduğunu düşündüğüm Başbakanın Dış İlişkiler Başdanışmanına büyük işler düşüyor mevcut durumda. Büyük fırsatlara gebe belki mevcut konjonktür, olanca sıkıntı ve bunalıma rağmen… Görünenden, zahirdeki şerden hayırlara ulaşma imkanının belirdiği bir dönem belki…
Lakin şimdi siyasi erk, tüm ulusal ve uluslar arası mülahaza ve stratejilerin dışında ve üstünde “bir şey”le mükellef…Bekliyoruz…Nedir peki beklentimiz, ne dindirir bizi, bu hezeyanı, bu sessiz mahkumiyeti, sessizliğe mahkumiyeti…
4 Ocak Pazar Günü altmışı geçen sivil toplum örgütünün katılımıyla, yüz binlerle Çaglayan’da dillendirilecek tüm dünyaya bu beklenti…
İsraili’in uzak ve yakın menzilli silahlarını,
Bombalarını bir paratoner gibi üzerlerine çekmeye gönüllü yüz binler…
Filistin nefes alsın diye, görsünler diye…
Yüz binlerce, milyonlarca kez…
Bilsinler diye…
4 Ocak’ta Çağlayan’da…
HÜMAMIZIN MEVLÜT KURABİYELERİ
11 yıl önce

gazzeye selam direnişe devam
YanıtlaSil